“Yarın”ın Mekânları*

1.Panoptikon, Jeremy Bentham(solda) 2.İzmir Optimum AVM(sağda)

Gelecek ve yarın kavramlarını, fütürizmin sunduğu yüksek teknoloji, yer altı şehirleri ve krizin getireceği önlemler üzerine kurgulamaya yatkın, defansif ve bir o kadar da distopik bir mimarlık ortamı içerisinde barınıyoruz. Oysa, insanlığı primitif dönemlerinden bu yana incelediğimizde, mimari eylemin ilkel çıta veya balçıktan olma bir barakadan yahut mağarada işlenen resimlerden, günümüzdeki yüksek illüstratif sanat eserlerine ve dijitalde üretilen organik formlara gelen süreçte technede yaşanan olağan ilerlemenin ve metot değişiklerinin dışında, işin temelinde, korunan yaşamsal bir öz olduğunu fark ediyoruz.

Bu yaşamsal öze; mimarinin de ortaya çıkmasına, gelişmesine, değişmesine ve “mimari” olarak adlandırılıp zanaat ve sanat arasında kendi kimliğini bulmasına olanak sağlayan itici güç demek çok da yanlış olmaz. Bahsettiğimiz bu itici güç, kendi dilimizde dahi unuttuğumuz, bir zamanlar, mekânı mesken etmek, yerleşmek, oturmak, barınmak, sığınmak, yer kaplamak, bulunmak gibi aralarında birçok nüans barındıran sözlerle anlattığımız, sonradan ise Heidegger’in bizi yüzleştirircesine ortaya koyduğu etimolojik mekân felsefesinden ilhamla keşfettiğimiz “dwelling”den pek de farklı değil3. Kendi dönemindeki “inşa” ve “barınma” tartışmalarına yeni bir kapı açan bu kavramsal münazara, günümüzde de ölçeğini özel mekânlardan kentsele/kamusala çevirmiş durumda.

Tam da bu noktada, yarını ve yarının mekânlarını anlamak için son bir senedir tüm dünyayı ekonomik, sosyolojik ve psikolojik boyutlarda aniden fakat güçlü bir biçimde ele geçiren pandemi sürecindeki kentsel mekân algısını tartışmak faydalı olabilir. Her şeyden önce pandemi sürecinin, birçoğumuzu, olağan barınaklarımız: evlerimizle baş başa bıraktığını söyleyebiliriz. Sürecin ilk kısımlarında evin ve evin içindeki objelerin, doğal ve yapay ışığın, sahip olduklarımız ve olmadıklarımızın, bedenimizin ve bedenimizin çevremizdeki mekânla ilişkisinin iç huzurumuz üzerindeki etkisinin farklı kullanım alanlarını ve etkilerini keşfettiğimiz bir dönem yaşadık. Bu yazının yayımlanacağı tarihlerde ise süreci farklılaştırarak ve kendimizi, mekânlarımızı ve onların objelerini farklı bir “biz”e adapte ederek dönüşen ve değişen bir yarını oluşturma gayreti içerisinde olacağız.

Sürecin tasarımsal olarak mekândaki doluluk ve boşluk algımıza getirdiği kısa süreli farkındalıkların yanında, mekânsal ve maddesel devrimde insanlık için farklı çıktılarının da olacağı aşikâr. Bunlardan en önemlisi ise “ev” tipolojisindeki dönüşümlerin yanında kentsel bağlamda kazanılacak farkındalıklar.

Şüphesiz, bu farkındalıkların en büyük kaynağı, dönemin; kapalı mekânlar ve öncesinde hayatını yüksek irtifadaki kapalı kutularda kurgulamayı kanıksamış bizler için getirdiği zorluklar. Ne de olsa tam da bir kafede laptop başında latte yudumlamaya alışmış, bizlere AVM olarak tanıtılan hastane, okul ve hatta nezarethane tipolojisine sahip4 konteynırları benimsemiş, yüksek irtifada, açılmayan pencerelerin arkasına mahkûm kalmayı kabullenmiş ve kimden korunduğumuzu bilmeden çitlerle çevirdiğimiz sitelerdeki sanal kurguya kapılmışken yakaladı bizi bu pandemi…

Bu “zorlu” dönemin, yakın gelecekte mimari söylev ve tasarımı devrimsel nitelikte değiştiremeyeceğini düşünsek de zorluğun içindeki kolaylığı, krizin içindeki fırsatı görmeyi seçip; sokağın bir “yeme içme” mekânı olarak kurgulandığı, parkların sosyalleşme ve bireysel terapi mekânlarına dönüşme potansiyelinin keşfedildiği, kafelerde “barınma” noktasına gelen uzun süreli ziyaretlerin daha geçici ve işlevsel bir “uğrama” seansına dönüştüğü, ev tipolojisinde balkon, avlu ve teras gibi yarı açık veya açık mekânların önem kazandığı, bunun yanında ise insanın yüksek irtifadaki kutulardansa toprağa, yere ve mekâna ait olma duyusunun belki de tarihteki en yoğun haliyle hissedildiğini bu dönemi tüm hatlarıyla analiz ederek yarına dair pozitif bir bağlamda konuşmak mümkün.

Uzun lafın kısası, yarını anlamak; geçmişi şekillendirmiş, bugünü şekillendiren ve muhtemelen geleceği de şekillendirecek temel dürtüleri anlamakla mümkün olacak gibi gözüküyor.

Seziyoruz ki geçmişin bugünün üzerindeki iktidarı, kendisini misliyle bugünün geleceğimiz üzerindeki iktidarına aktaracak ve kuvvetle muhtemel ki, nasıl bugüne değin yazılıp çizilenler günün mekânsal algısını şekillendiriyorsa, bugün yaşanılan ve deneyimlenenler de yarının mekânları üzerinde de söz sahibi olacak.

*Bu yazı, ODTÜ Mimarlık Fakültesi dönemlik öğrenci dergisi STUDIO V Bahar 202–2021 dönemi 3.sayısında yayımlanmıştır, link: https://www.yumpu.com/tr/document/read/66182362/kesit-say-3/66

Notlar

1 www.hiddenarchitecture.net/panopticism-presidio-modelo/

2 www.ronesans.com/en/proje/optimum-izmir-shopping-center/

3 Heidegger, M.(1971). Poetry, Language, Thought(Hofstadter,A., Çev.).Harper Colophon Books

4 Resimde görülen AVM’nin orta meydanlı yuvarlak tasarımın, Jeremy Bentham’ın Panoptikon’uyla benzerliği sizce de ilginç değil mi?

--

--

--

ODTÜ // Instagram: @meltemsahin11 @oncekahvem https://www.meltemsahin.rocks/

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
Meltem ŞAHİN

Meltem ŞAHİN

ODTÜ // Instagram: @meltemsahin11 @oncekahvem https://www.meltemsahin.rocks/

More from Medium

SAP GLM Integration with EWM in S4 Embedded System

The Sixth Sense: A not so technical guide to sensors

A Guide to Wild Horse Islands: Resources

Multimodalities, Multiliteracies, and Polyvocality in English Language Arts (ELA)