Gelişmeleri, Sorunları ve Çözüm Önerileri ile Günümüzdeki Ortaöğretim Durumunun İncelenmesi

Photo by NeONBRAND

ANKET VE SONUÇLARI

Lise döneminde yaptığım araştırma kapsamında 16 Ekim-23 Ekim tarihleri arasında içlerinde lise, üniversite ve ilkokul mezunu kişilerin bulunduğu 100 kişilik bir gruba, tarafımca, “Ortaöğretim kaçıncı sınıfları kapsar?” sorusu yöneltilmiştir. Yapılan küçük çaplı anket sonucunda, içlerinde kıdemli öğretmenlerin, muhtarların, ev hanımlarının, otobüs şoförlerinin, eğitim sektöründe görev alan idareci ve öğretmenlerin, esnafların, mühendislerin, hakem ve antrenörlerin, güvenlik görevlilerin ve devlet memuru ile öğrencilerin de bulunduğu 100 kişilik grupta %15’lik bir doğru cevap oranı tespit edilmiştir. Bu da her gruptan seçilmeye gayret edilen %75’lik kısmın eğitim sistemi ile ilgili net bir bilgisi olmadığını ortaya koymaktadır. Anket sonucunda 5–12, 1–12, 6–8, 5–8, 4–8 ve yalnız 11 gibi cevaplar çıkmış olup seçilen kişilerin yaşları 11- 58 arasında değişmektedir. Eğitim sektörü dışında, içlerinde yalnızca %4 lük ilkokul mezunu bulunduran bu gruptan, böyle yanlış cevaplar almak bizi de şaşırtmıştır. Nitekim yanlış cevapların çoğu ilkokul yahut lise idarecilerini ve eğitimcileri(akademisyen ve öğretmen) bulunduran gruptan gelmiştir.

Yaptığımız bu küçük anket sonucunda görüşüm, halkın bilmediği bir eğitim sistemi üzerinde çalışıp bu sistemi eleştiriyor olduğumuzdur. Bununla birlikte, neredeyse her yıl değiştirilen bu eğitim motoruna ayak uydurabilmek de bir hayli güçtür. Bu da eğitimcilerden dahi yanlış cevaplar gelmesini anlaşılabilir kılmaktadır. Nitekim günümüzde çoğu öğretmen yapboz tahtasına döndürülen eğitim sistemine yetişemeyip müfredatı kendi haline bırakmıştır…

Eğitim sistemimiz, okulöncesini saymazsak, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim aşamalarından oluşmaktadır. . Kanımca bu devrelerden kişinin kişilik gelişimi ve olgunlaşmasının tamamlandığı lise aşaması belki de içlerinde en önemlisidir. Nitekim bu dönemde geçireceğimiz dört veya beş yıl, ileride hayatımızın en anlamlı yıllarını oluşturacaktır. Bu yılları verimli bir şekilde, doğru yerlerde geçirmek biz öğrenciler için çok önemlidir. Gerçekten de insanın aklını başına alması, sağlıklı karar almayı öğrenmesi ve geleceğini şekillendirmesi bu dönemde yapılan etkinliklerdir. Lisedeki başarı içinse temelin iyi atılması gerekmekte, bu konuda temel öğretim öğretmenlerimize çok iş düşmektedir. Nitekim ülkemizde lisede olmasına rağmen çarpım tablosunu dahi bilmeyen, lisede de üzerine gidilmeyen ve “Liseye gelmiş çocuğa çarpım tablosu mu öğreteceğim?” mantığındaki öğretmenlerimizin yetiştirdiği öğrenciler bulunup bu kişiler üniversite sınavında 0 çeken bireylere dönüşmektedir. Üniversite başlı başına bir sorumluluk gerektirip lise yıllarını iyi değerlendirmiş kişiler için çok zevkli ve bol kazanımla tamamlanacak bir deneyim olacaktır. Sonrasında gelen iş hayatı ise tüm eğitim hayatını özetleyip kazandıklarımızı ve öğrendiklerimizi ortaya koyma zamanıdır.

GİRİŞ

TÜRKİYE EĞİTİM SİSTEMİ GENEL TARİHİ

Türk eğitim sistemin geçmişten bugüne birçok iç ve dış reforma tanıklık etmiştir. Osmanlı Dönemi’nin apayrı, tek başına bir makale konusu olabilecek sistemine girmeden söylemek gerekirse sistemimizin en köklü reformları Cumhuriyet Dönemi’nde yapılmıştır. Bir yandan yeni okullar inşa edilip öğretmenler yetiştirilirken bir yandan da medreselerin kapatılıp okulların laikleştirilmesi hareketine seri bir şekilde devam edilmiştir. Bu dönemden sonra ise milli eğitim sistemimizin temelleri atılmaya başlanmış 3 Mart 1924’te 430 sayılı öğretim birliği yasası çıkarılmış, eğitim örgütlenmiş, niteliği değişmiş ve yayma çalışmalarına devam edilmiştir. Halkın tümünü eğitim bünyesine alarak kız ve erkek sanat enstitüleri kurulup gereken insan gücü buralarda yetiştirilmiştir.

Bunun dışında, 1935 yılındaki IV.Kurultayı’nda Cumhuriyet Halk Partisi’nin aldığı kararlardan biri de askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan köy gençlerinin, kısa bir eğitimden geçirilerek kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesidir. Bu uygulama ilk kez 1936’da başlamış ve 84 köylü genç katıldıkları kurstan sonra köy eğitmeni olarak görevlendirilmiştir. 1937’de, bu okulların talep alması üzerinde üç köy öğretmen okulu daha açılmıştır. Bu çalışma bizzat Hasan Ali Yücel’in öncülüğünde daha da büyümüştür. 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu ile de önceki kurumlar köy enstitülerine dönüştürülmüş, bunların yanında 17 yeni enstitü açılmıştır. Bu enstitüler Türkiye’nin net bir milli eğitim sistemi projesi olup ülkemize birçok nitelikli eğitimci ve öğretmen yetiştirmiştir. Bunun yanında köy çocuklarına öğrenim olanağı sağlamış Türkiye’nin kültür yaşamına damga vuran köy kökenli aydın kuşağını da yaratmıştır. Tüm eleştirilere rağmen ülkemiz eğitim tarihine büyük önem arz eden bu kurumlar 6234 sayılı yasayla 1954’te kapatılmıştır.

Bu dönemde daha birçok reform görebiliriz. Nitekim resmi okulların ücretsiz olması, 1939’da köy ilkokullarının 5 yıla çıkarılması,1928’de millet mekteplerinin açılması kız ve erkeklerin bir arada eğitim görmesi de Cumhuriyet Dönemi’nde sağlanmıştır. Bununla beraber o zamanlar oluşturulmaya çalışılan milli eğitim sistemimiz, şu an neredeyse tüm uluslardan etkilenmiştir. Etkilenip gelişmeyi öğrenmenin bir basamağı sayabiliriz fakat kopya etmeyi, halkın durumuna, öğrencinin kapasitesine yahut ülkenin bütçesine, okuluna, öğretmenine bakmadan bu sistemleri uygulamaya çalışmayı da farklı toplumlardan alıp kendi durumuna uyarlama ile bir kefeye koyamayız.

Bu reform hareketlerini kısaca toparlamak gerekirse, Türkiye 19.yüzyıl ortalarından itibaren dönen bir çarkın içindedir. Bu dönemlerde kendini geliştiren fakat Fransa gibi Avrupa ülkelerinin modellerinden de esinlenen bir eğitim sistemi politikası benimsenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün isabetli analizleriyle yapısal olarak “Merdiven Modeli” olarak da bilinen dönemin en yeni ve en sağlam eğitim sistemi Türk milletine kazandırılmıştır. Bu sistem o zamanlar ABD ve SSCB’nin uyguladığı, zeka, çalışma ve yetenek doğrultusunda okullara

sınavsız girmeyi sağlayan ve öğrencinin istediği alanda eğitim almasını mümkün kılan bir sistemdi. Bu sistemde sosyal kast sistemi, eğitime ayrımcılık ve adaletsizlik olarak yansımıyordu.

Sonrasında eğitim sistemimiz sosyal sınıflaşmanın çokça hissedildiği “Çatal Sistemi” uygulamaya başladı. Bu sistem ile Türkiye, eğitimde yükselme grafiğinde noktaları giderek aşağıya koymaya başladı. Bu sisteme geçilmesini zorunlu kılan temel faktörler ise bilinçsiz artan nüfus ve yetiştirilen onca kalifiye elemana çalışacak yeterli sanayi imkanlarının sağlanmamasıydı. Hatta bu konu hakkında Dr. A.Kühne’nin Türkiye’de bulunduğu sırada “Sizin mesleki teknik okul mezunlarını istihdam edecek bir sanayiiniz yok. Önce sanayileşin sonra o sanayide çalışacak elemanları yetiştirecek okulları kurun” dediği iddia edilir.

Geçmişimizden yola çıkarak günümüze dönmek gerekirse, son yıllarda yapılan en iddialı reform zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasıdır. Bu uygulamayla Şekil 1.1 ve 1.2’de de görülebileceği gibi ortaöğretime geçiş belirgin bir ivme kazanmıştır fakat bu bölgeler arası farkı eritmeye yetmemiştir. Bununla birlikte ülkemizin hala en önemli sorunun orta ve yükseköğretime geçiş aşamasında olduğunu düşünüyorum. Temel problemlerimizin başında meslek liselerinde yetiştirilen öğrencilere yeterli istihdam alanı sunulmaması ve bu okulların öğrencileri teknik anlamda geliştirirken bir yandan da sınava hazırlamaya çalışması gibi çeşitli ikilemler yatmaktadır. Bu da liselerin üniversite geçiş sınavlarına odaklanıp, mesleki bilgiyi es geçer hale gelmelerine neden olmaktadır.

Bu temel doğrultusunda ülkemiz ortaöğretim sistemi ile ilgili tespit edilen sorun ve çözüm önerileri aşağıda maddeler halinde belirtilmiştir:

LİSE TÜRLERİNİN İNCELENMESİ VE KONUYA İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Eğitimin en önemli parçası olarak belirttiğimiz lise fen liseleri, çok programlı liseler, öğretmen liseleri, güzel sanatlar liseleri, ticaret turizm, sağlık eğitim liseleri, imam hatip liseleri, anadolu liseleri ve meslek liseleri gibi birçok gruba ayrılmaktadır. Burada hepsinin genel hatlarıyla farklı amaçlara hizmet ettiğini görebiliriz. Nitekim ülkemizin en başarılı okulları olan fen liselerinde, görüştüğüm bir eğitimcinin tabiriyle “konuşacak öğrenci bulunamamaktadır”. Kişiler derslerine odaklanmaktan-istisnalar kaideyi bozmaz- çevresiyle ilgilenememekte, çevresini fark etse bile iletişim kurmakta zorlanmaktadır.

Akademik başarı da fevkalade önemli olup, iyi ve sosyal bir birey olmak için yeterli değildir. Ülkemizin en iyi okullarında böyle insanların yetiştirilmesi ve sosyal aktivitelerden uzak bir sistemin dayatılması açıkçası bana pek doğru gelmemektedir. Nitekim iki yıl önce karar verirken tercih listemden İzmir Fen Lisesi, İstanbul Atatürk Fen Lisesi ve hatta Ankara Fen Lisesi gibi ülkemizin en başarılı okullarını tereddütsüz elememin naçizane sebebi de budur.

Şu anda fen liselerindeki akademik eğitimle teorik bilgi aktarmakla ilgili net bir sıkıntı bulunmamakla birlikte bu bilginin laboratuvar ortamında uygulamaya geçirilmesinde eksiklik yaşanmaktadır. Yine de bu liseler, misyonları yanlış olsa da kendilerine biçtikleri kumaş ile üniversite sınavlarında iyi iş çıkarmaktadırlar. Anadolu liseleri ise başlı başına çok geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Sistemimizde fen liseleriyle yarışacak düzeyde anadolu liseleri olmasına karşın meslek lisesinden beter durumda olan anadolu liseleri de mevcuttur.

Bununla birlikte, özellikle iş adamlarının en çok şikayet ettiği konulardan birisi de kalifiye eleman yetersizliğidir. Amacı, alanında teknik olarak yetkin saha elemanları yetiştirmek olan meslek liselerinde muhtemelen pratik derslerin ağırlıkta olması beklenir. Ancak günümüz eğitim sisteminde meslek liselerinde pratikten uzak bir eğitim verilmekte, geleceğin mavi yakalıları iş hayatından kopuk yetiştirilmektedir. İş hayatından kopukluk diğer liseler için geçerli olsa da teknik lise olarak görevi saha olan bu liselerin öğrencilerini iş hayatından uzak yetiştirmesi kişi ve ülke sanayisi adına çok daha büyük bir eksikliktir.

Bir diğer durum ise öğrencilerin sayısal ve sözel bölümler seçmesidir. Bu, çok büyük bir sorun olmasa da dolaylı yoldan ülkedeki demokrasiyi de engellemektedir. Bence öğrencilerin sayısalı da sözel bölümleri de iyi bilmesi gerekmektedir. Bu sayede ileride birbirini doğru bilgilerle doğru anlayabilecek ve rasyonel kararlar alabilecek bireyler yetiştirilir ve bu, demokratik bir topluma ufak da olsa katkı sağlar.

Bununla birlikte devlet, özelden genele giderek tümevarım yöntemi uygulamalıdır. Tablo 2, 3 ve 4’te de görüleceği gibi 2003–2004 yıllarında bile hayli öğrenci yetiştiren mesleki ve teknik okulların gelişimine öncelik verilmelidir. Bunu destekler nitelikte, teknik eğitimden bahsettiğimizde, çırak usta ilişkisi misali, bu eğitimin lisede başlanması öğrencinin hedefi doğrultusunda ona gelecekte daha iyi imkanlar, bilgi ve yetkinlik sunabilecektir.

Bu sebepten dolayı, devletimizin meslek liselerinin işlevselliğini artırıp oralara sadece teknik personel olmak isteyen öğrencileri alarak onlara kolay istihdam edilebilir bölümler açması ve iyi bir donanımla mezun etmesi isabetli bir karar olacaktır. Bu liselerde zanaat veya mesleki bilgiyle geleceğini kurmak istemeyen öğrenciler ise genel liselere yönelebilirler. Meslek liselerinden sonra kendi bölümüyle ilgili yükseköğrenim görmek isteyen öğrenciler için giriş sınavlarına yönelik bir program uygulanabilir.

Şekil 1.3’te de görüldüğü gibi ülkemizde birçok lise türü bulunmaktadır. Öğrencilerin bölüm seçmesi engellenmese bile liselerin türü azaltılırsa, eşitsizlik de azalır ve öğrenciler kendi iradeleri dışında seçtikleri lise türü veya bölümü yüzünden üniversiteye giriş sınavında engellerle karşılaşmazlar. Böylece herkes –en azından akademik açıdan-hemen hemen denk bir bilgi birikimiyle sınava girmiş olur. Bu sayede sistem çatal sisteminden merdiven sistemine biraz daha yaklaşır ve meslek seçimlerinin daha bilinçli yapılmasına ortam hazırlanır.

KALİFİYELİ ÖĞRETMEN SORUNUNA & ÖĞRETMENİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİNE DAİR İNCELEME VE KONUYA İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Öğretmenlik, çocuklara ve öğretmeye büyük bir sevgi gerektiren çok değerli meslektir. İyi bir öğretmen olmak isteyen bir kişinin her an gelişmeye açık olması, çocuklarla nasıl temas kuracağını bilmesi ve en önemlisi yaptığı işin önemini bilip kendini bu işe adaması, bu iş için yaratıldığını düşünmesi gerekmektedir. Nitekim ülkemizde mesleğini sevmeyen, öğretmenliği devlet memurluğu standardına çeken, derslerde telefonundan sosyal ağlarına bakıp öğrencilere iyi muamele etmeyen öğretmenler vardır. Özel Ege Lisesi ile sınırlı kalmayıp başta devlet okulları olmak üzere ücra köşelerdeki okullarda ne olduğunu, nasıl bir eğitimin verildiğini hiçbirimiz kestiremeyiz. Bununla birlikte, bu değerlendirmeyi yaparken Özel Ege Lisesi’nin vizyon sahibi, Türkiye’deki en iyi okullar kategorisine oynayan bir okul olduğunu fakat — maalesef- ülkemizde bu tür okulların eksikliğinin hissedildiğini de unutmamalıyız.

Belirttiğim gibi okulu, dersi çocuğa sevdiren; o çocuğu en kötüye çekebilen fakat en iyiye de yönlendiren öğretmenlerimizdir. Hele ki eğitimin en kritik basamağı olduğunu düşündüğüm ortaöğretim aşamasında öğretmenlerimizin omuzlarındaki yük artmaktadır. Çünkü bozuk temeli düzeltme de temele yeni şeyler ekleyip bir gökdelene dönüştürmek de bu dönem öğretmenlerimizin elindedir. Bununla birlikte ne yazık ki ülkemizde öğretmenlerimiz hak ettiği değeri görememektedir. Gerek maaş gerek statü bakımından kesin bir değersizleştirme söz konusudur. Nitekim Finlandiya’da (Türkiye ile kıyaslanması doğru olmayan bir ülkedir) tüm öğretmenler en az master derecesine sahiptir ve girdikleri üniversite sınavının %10’luk diliminden seçilmektedirler. Bizim ülkemizde ise bu anlayış “Hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum” şeklindedir.

Bu ülkede –orada yaşayan bir Türk vatandaşından da edindiğim bilgilere göre- öğretmenlik toplumun en yüksek statülü mesleklerinden biridir ve öğretmenlere maddi manevi iyi destek verilmektedir. Öğretmenler başarı durumlarına göre yargılanmamaktadır ve eksikleri olan öğretmenlerin kendilerini geliştirmesi için önleri açılmaktadır. Bununla birlikte öğretmenleri performansından ötürü işten atma kültürü bu toplumda gözlenmemektedir. Bu sorunun çözümü için öğretmenlerimize iş bulma garantisinin verilmesi ve maddi manevi tam desteğin sağlanması gerekmektedir. Öğretmenlerimizin toplumdaki yeri yüceltilmeli, gerek görülürse eğitim fakültelerinin puanlarının yükseltilmelidir. Bu sayede bir nebze de olsa öğretmenlik mesleğinin nitelikli, bu işe gönül vermiş kişiler tarafından icra edilmesi ve akademik bilgi olarak donanımlı kişilerin bu mesleği yapabilmesi sağlanır.

SINAVLARA VE VAR OLMA NEDENLERİNE DAİR İNCELEME VE KONUYA İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

İçinde bulunduğumuz dönemde ilköğretimi bitirmiş kişiler ortaöğretim kurumlarına zeka veya yetenek skalasından geçmeden, onlara ezberletilen konu ve soru tiplerine çalışıp TEOG denilen sınav öncülüğünde girmektedir. Bu sınavı birinci kişi tarafından test eden birisi olarak 2 gün 6 seans 40 dakika sınav 30 dakika ara (1 saatlik ara itirazlar sonucu 30 dakikaya indirilmiştir) ile öğrencilerden ne beklendiğinin anlatılması gerekmektedir. Zira 8.sınıf

öğrencilerine yöneltilen matematik sınavında, 5.sınıfta görülürken konu anlatımından sonra öğretmenlerimizin yazdığı en kolay ve ilk alıştırma örneği olan “24 kaçtır?” sorusunu, sorup altına 4 tane şık koymak milletimiz için mürekkep kaybından öteye gitmeyecektir. Bu soruların seçiciliğinden bahsetmek imkansız olup, kitapçıklar içinde herhangi bir kaliteli soru da yok denecek kadar azdır.

Nitekim şu ana kadar(2015) yapılan dört TEOG sınavının hepsinin sonucunda öğretmen forumları kızışmış, cevaplar açıklanmadan önce öğretmenlerimiz bazı sorular üzerine birbirine girmiş, böyle basit fakat çelişkili, net olmayan ve bir şey ölçmeyen sorulara öğretmenlerimiz tarafından A’dan E’ye her şık cevap olarak belirtilmiştir. Bununla da kalmayıp, sınav sonucunda, sınavda iken o heyecanla benim bile fark ettiğim hatalı sorular çıkmıştır. Bununla birlikte iptal edilen sorular da olmuştur. Koskoca yetkin bir komisyon

tarafından titizlikle hazırlandığı ve defalarca kontrol edildiği iddia edilen bir sınavdan böyle basit hatalar çıkması bir taraftan şaşırtıcı bir taraftan da üzücü bir noktadır.

Bu durumda ortaöğretime geçiş sınavları hem kalitesiz hem de yetersizdir. Böyle parlak beyinlerin bulunduğu bir ülkenin, kendi çocuklarını böyle bir sisteme layık görmesinin yanında onları eğitimin en önemli basamağı olarak gördüğüm ortaöğretim dönemine bilen kişiyi bilmeyenden ayıramayan sınavlarla sokması uygun düşmemektedir. Bu sorunun giderilmesi için eğitimde dershanelerin kapatılması gibi kararlar alınırken siyasi çıkarlar dışarıda bırakılarak rasyonel kararların alınması ve böyle önemli, tüm öğrencilerin bir sene hatta yıllarca çalıştığı, yılda en fazla iki defa yapılan bir sınavın güvenilir bir komisyon liderliğinde, öğrenciyi geçekten ayırt etmek, derecelendirmek amacıyla hazırlanması yeterli olacaktır

Böyle büyük bir nüfusa sahip ülkede öğrencilerin yetenek ve zeka değerlendirmeleri ile elenip hak ettikleri kurumlara yerleştirildiği bir sistem uygulama ve sonuçların doğruluğunun güvenilir ve isabetli olması bakımından zor olacaktır.

Bununla birlikte okullarımızda yetenek gerektiren beden eğitimi, müzik veya görsel sanatlar gibi dersler bulunmaktadır. Bu derslerin bulunması gerekli olup derslere katılmaya zorlanan, buna karşın bu alana ilgisi veya yeteneği olmayan öğrencilerde isteksizlik gözlemlenmektedir. Bu da dersin uyumunu bozan, kendisine de sınıfına bir şey katmayan öğrenciler oluşturmaktadır. Bunlara getirilebilecek en basit çözüm ise bu derslerin ilgisi olan yetenekli öğrencilere verilmesi, geri kalan kısma ise bu alanların genel kültür bilgilerinin öğretilmesi olacaktır.

MÜFREDATA DAİR İNCELEMELER VE KONUYA İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Günümüzdeki eğitim sisteminin yakın geçmişine bakarsak 2001’de kurulup 2002’de tek başına hükümet olan ve bu görevini hala icra eden Adalet ve Kalkınma Patisi Hükümeti bünyesinde; 2002’den bu yana Erkan Mumcu (1 yıl) ile başlayan Milli Eğitim Bakanlığı rütbesi Hüseyin Çelik(6 yıl), Nimet Çubukçu (2 yıl), Ömer Dinçer (2 yıl) ve halen görev yapan Nabi Avcı olmak üzere dört kez değişikliğe uğramıştır. Buna göre 13 yılda 5 bakan görev yapmış olup hemen hemen her bakan göreve kendisinin ve kadrosunun eğitim sistemiyle gelmiştir. Bu nedenden dolayı Türkiye bu 13 sene içerisinde birçok kez gerek müfredat gerek ise sınav sistemi ve liselerle ilgili birçok değişime uğramıştır. Bu da kararlı olduğu söylenemeyecek bir sistemi ortaya çıkarmış, velilere “çocuklarımızı denek olarak mı kullanıyorlar?”1 sorusunu sordurmuştur.

Bu bilgiler doğrultusunda, 13 yıldır tek başına iktidarda kalan bir partinin bile spesifik bir Türk Eğitim Sistemi oluşturamadığı, bu konuda oturmuş bir sistemi milletine sağlayamadığı

gözlenmektedir. Nitekim ülke geçmişimize baktığımızda eğitim sistemimiz sürekli bir değişim içerisindedir. Bir ülkede doların, euronun kurlarının her gün hatta her dakika değişmesi normal karşılanabilir fakat BIST’in yönetmediği bir oluşumda böyle çabuk ve dikkatsiz alınan kararlarla sistemin neredeyse her yıl değişmesi normal olmayan bir durumdur. Yeni gelen partilerin sistemde düzenlemeler yapması olağan ve anlaşılır bir şeydir. Nitekim ülkemizde bırakın yeni partiyi, gelen her milli eğitim bakanı, kendi sistemini getirmektedir. Bir devletin eğitim sistemi ise partilerle değişmemesi gereken, kendi içinde hassas bir unsurdur.

Artık kaynak kitaplarda da kitabın içeriğinden çok müfredata uygunluğu ön plana çıkarılmaktadır. Kendimden bir örnek vermek gerekirse iki yıl önce 10.sınıf için aldığım kitaplar müfredata ayak uyduramayıp bu yıl etkinliklerini yitirmiş, faydalanamayacağım kaynaklara dönüşmüştür.

Buna getirilecek basir bir çözüm, alanında yetkin akademisyen ve pedagoglarla hazırlanmış belirli bir müfredatı masaya yatırıp üzerinde tartışmak olacaktır. Konu içinde değişimler yapılabileceği gibi bir yıl A, B, C, D konularını okutup diğer yıl aynı sınıflara E, F, G, H konularını okutmak eğitimin mantığına uymayan bir şeydir. Müfredatta oynamalar olacaktır lakin bunlar konunun anlatımı üzerine olmalıdır. Eğer yetkin kişilerce böyle bir program geliştirilebilirse zaten herhangi bir değişikliğe de gerek kalmayacaktır.

SONUÇ

Bununla birlikte, tartışılan ve hala net bir çözüm bulunamayan Türk Eğitim sistemi bundan 100 yıl öncesinde Arap dünyasında etkili bir isim olan ve pedagojide devrim yaratmış Friedrich Fröbel’e ithafla “Türk Frobeli” ismiyle anılan Satı Bey ile “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” latifesi ile anımsanan sağlam Osmanlı siyasetçi, felsefeci ve eğitimcisi Emrullah Bey tarafından ele alınmıştır.

Türk eğitim tarihi açısından eğitimde yenileşme nereden başlamalı sorusu temelinde özellikle Emrullah Efendi ve Satı Bey arasında geçen II. Meşrutiyet dönemindeki tartışmalar büyük önem arz etmektedir. Tartışmada dönemin milli eğitim bakanı Emrullah Efendi, eğitimde yenileşmenin öğretmen yetiştirmekten yani yükseköğretimden başlatılması gerektiğini “Tuba Ağacı kuramı” ile savunmuştur. Satı Bey ise eğitimi ağaca benzeterek bu teoriye karşı çıkmış ve eğitimde yenileşmenin ilkokuldan yani tabandan başlatılmasının daha iyi olacağını ifade etmiştir.

Emrullah Efendi, ilkokullarda öğretim, liselerde eğitim yapılmasını isterken Satı Bey tam tersini önermekte; liselerin öğretim, ilkokulların eğitim yapmasını istemekteydi. Bu amaç doğrultusunda Emrullah Efendi ilkokul öğretmeni yetiştirmede önemli hamleler yaparken, Satı Bey de kendisine çok aşağı düzeyde teslim edilen İstanbul Darülmuallimini ’ni kısa sürede bir yüksekokul düzeyine çıkarmıştır.

Bu zamanlarda bizim içinden çıkamadığımız eğitim düşüncesi, o zamanların hararetle tartışılan konusu haline gelmiştir. Nitekim yüzyıllarca süren bu davaya hala net bir çözüm getirilememiş hatta durum eskisinden de karmaşık ve içinden çıkılamaz bir hal almaya başlamıştır.

Fakat tüm bunlardan da önemlisi, Türk halkının ve devletinin eğitim sektörünü listesine alması ve bu sektörü geliştirmeyi kendine hedef yapması gerekmektedir. Bu sistemin gelişmesi ancak ana rolleri üstlenen iki tarafın da elinden geldiğince istekli ve yapıcı bir biçimde bu süreci önetmesiyle olabilir. Aksi takdirde hükümetin getirdiğini millet beğenmezse, milletin önerisini hükümet göz ardı ederse Türkiye’nin kendine has bir eğitim politikası oluşturmasına da var olan sistemini düzene sokmasına da imkan yoktur. Bunun için de önce milletimiz daha da bilinçlenmek, okuyup anladıktan sonra eleştirmeli; devletimiz ise vatandaşına karşı sorumlulukları çerçevesinde hareket etmeli ve özellikle eğitim gibi ülkenin geleceğini belirleyen, hassas sektörlerde ince eleyip sık dokumalı, gerekli makamlara konularında en yetkin kişileri atamalı ve TEOG gibi basit bir sınavda bile komisyon adı altında toplanan yetkin öğretmenler grubunun bu kadar fazla yanlış soru hazırlamasına izin vermemelidir.

Sonuç olarak, Türk eğitim sistemi; siyasi çıkar ve ideolojilerden arınmış, çağdaş düzene uyum sağlayan ve en önemlisi Türkiye koşulları ve insan yapısı göz önünde bulundurularak hazırlanmış, gerekirse diğer sistemlerden dahi esinlenen fakat sistem düzenini kendi ülkesine göre değiştiren milli bir sisteme dönüştürülmelidir.

KAYNAKÇA

Beyazıt S.”Köy Ensitütüleri” AnaBritannica. 15.Baskı. İstanbul: Hürriyet Ofset,1989.13.Cilt. s599–600.

Kaplan,İ.(1999). Kitabiyat. Türkiye’de Milli Eğitim İdeolojisi.

MEB,İzleme ve Değerlendirme Grup Başkanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü.(2013) Ortaöğretim İzleme ve Değerlendirme Raporu http://ogm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2014_02/14013735_ortaretimrapor2013.pdf (Erişim Tarihi: 25 Ekim 2015)

Perçin,M.(2014). Bir Eğitimcinin Gözünden AKP’nin Eğitim Politikası. http://www.mehmetpercin.com/images/pdf/egitimsart.pdf (Erişim Tarihi: 25 Ekim 2015)

TÜBİTAK, Türkiye’de Eğitimin Mevcut Durumu https://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/vizyon2023/eik/EK1.pdf (Erişim Tarihi: 25 Ekim 2015)

http://www.radikal.com.tr/turkiye/havuz-probleminden-daha-zor-11-yilda-egitim-sisteminde-13-degisiklik-1140795/ (Erişim Tarihi: 25 Ekim 2015)

http://tarih.sitesi.web.tr/cumhuriyet-donemi-turk-egitim-sistemi.html (Erişim Tarihi: 25 Ekim 2015)

http://www.egitim.aku.edu.tr/ergun13.htm (Erişim Tarihi: 25 Ekim 2015)

http://www.egitimpedia.com/dunyanin-en-sasirtici-egitim-sistemi-finlandiya/ (Erişim Tarihi: 28 Ekim 2016)

--

--

--

ODTÜ // Instagram: @meltemsahin11 @oncekahvem https://www.meltemsahin.rocks/

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
Meltem ŞAHİN

Meltem ŞAHİN

ODTÜ // Instagram: @meltemsahin11 @oncekahvem https://www.meltemsahin.rocks/

More from Medium

Handwritten Digits Recognition

Play Soundfonts with Timidity in Ubuntu

Multi-class text classification with SVM model and Flask deployment.

Grow Bugs — Pollinators Can’t Survive on Nectar Alone